Güller enerji için dönüyor

Dünyada her geçen gün yenilenebilir ve çevreci enerjinin  önemi artıyor. Ülkemizde de son yıllarda rüzgar ve güneş enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırımlar hız kazanıyor. Bursa firmaları da yenilenebilir enerji kaynaklarını verimli bir şekilde kullanmak adına önemli yatırımlar gerçekleştiriyor. 

Güller enerji için dönüyor

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği verilerine göre, Türkiye’de son on yılda en çok büyüme gösteren üç sektörden biri enerji oldu. Türkiye’de ilk rüzgar enerjisi santrali 1,5 MW kapasite ile İzmir’in Çeşme ilçesinde kuruldu. 10 Mayıs 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5346 no’lu Yenilenebilir Enerji Kanunu ve gelişen teknoloji ile birlikte ülkemizde rüzgar enerjisi alanında ciddi ilerlemeler yaşandı. 2019 yılı itibariyle Türkiye’nin birçok yerine 3 bin 285 türbin dikilerek enerji sistemine kazandırıldı. Rüzgar enerjisini verimli kullanmanın yolu hakkında endirmelerde bulunan yatırımcılar ve uzmanlar Türkiye’nin karasal ve deniz üstü rüzgar enerjisi potansiyelinin 118 GW olduğuna vurgu yaparak, gelişmiş teknolojilerin ve yerli üretimin önemine dikkat çektiler.


BTSO Enerji Konsey Başkanı Erol DAĞLIOĞLU
RES’ler ülkemizde rüzgarın şiddeti yüksek olduğu için ilk önce Ege Bölgesi’ne kuruldu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte İç Anadolu’ya kadar genişleyerek kullanımı arttı. Türkiye’nin rüzgar enerjisi daha verimli bir şekilde kullanması lazım. Ancak YEKA’nın başlaması yatırımların hızını yavaşlatacak gibi duruyor.
Teknolojiyi takip ederek rüzgar kapasitemizi daha fazla artırabiliyoruz. Türkiye’nin rüzgar enerjisi yatırımlarına kara taraflarını bitirdikten sonra, denizleriyle devam etmesi gerekiyor. Ege kıyılarında ciddi bir rüzgar potansiyeli mevcut. Bizim rüzgar ve güneş enerjisinde teknolojisinde teknoloji üreten bir ülke olmamız lazım. Çünkü rüzgarımızın ve güneşimizin finansmanını yurt dışına veriyor ve sonrasında 5 – 6 yılda bunu amorti etmeye çalışıyoruz. Bu yüzden ilk önce bu makineleri kendimiz üretmemiz gerekiyor. Yenilenebilir enerjiyi verimli bir şekilde kullanan ülkelerden teknoloji transfer edebilmeliyiz. Çünkü bizim yenilenebilir enerji noktasında çok büyük bir potansiyelimiz var. Fakat bunlar çok pahalı projeler olduğu için devlet desteği olmadan bu tarz yatırımları yapmak güçleşiyor. Bu nedenle devlet desteğine ihtiyacımız var.
BTSO Enerji Konseyi olarak Bursa’da yenilenebilir enerji kümesini kurarak, enerji üretim teknolojilerinin ne kadarını üretebilir, bu enerji kaynaklarını nasıl verimli bir şekilde kullanabileceğimizi değerlendiriyoruz. Bursa güneş enerji için Harmancık, rüzgar enerjisi için de Bandırma ve Karacabey tarafında doğru verimli. Bizim buraları çok iyi şekilde değerlendirmemiz lazım. 


Bursa Temiz Enerji YK Başkanı İlhan PARSEKER
Türkiye Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla rüzgarı oldukça bol olan bir ülke. Rüzgar enerjisi yatırımlarına, Avrupa ülkelerine göre geç başlamamıza rağmen son yıllarda yapılan atakla birlikte iyi bir seviyeye geldik. Ancak daha gidilecek uzun bir yolumuz var. Rüzgar hem temiz enerji kaynağı olması hem de emisyon hacmiyle oldukça faydalı bir enerji türü. Rüzgar enerjisini daha verimli bir şekilde kullanmamız için teşviklerin devam etmesi lazım. RES yatırımı yüksek olan ama ülkenin cari açığını kapatması açısından oldukça faydalı bir yatırım türü. Bu yatırımları artırmak için de teşviklerin devam etmesi ve bu konuda bürokratik işlemlerin azalması gerektiğini düşünüyorum. Devletin sunduğu teşviklerde en önemli nokta alım garantisi. Alım garantileri olmadan RES yatırımlarını yapmak hayli güç. Alım garantilerinin devam etmesi hem krediye ulaşma hem de yatırımların devam etmesi noktasında önemli bir unsur olacaktır.
Rüzgardan oldukça verim alıyoruz. Ancak burada yerli üretim önem kazanıyor. Kanat, direk ve bazı parçaları ülkemizde üretebiliyoruz. Bunların tamamını, tüm teknolojisiyle birlikte Türkiye’de yapılabilmesi ülkemizi rüzgar enerjisi konusunda verimli bir hale getirecektir. Devletin yerli üretimi teşvik noktasında ciddi destekleri. Yerli parçanın fazla olması teşviklerin de artmasına imkan sağlıyor. Burada işin kolaycılığına kaçmayıp Ar-Ge yatırımlarını devam ettirmek ve türbinleri her parçasına kadar ülke olarak üretmek için çaba göstermeliyiz. 


GNCR Holding CEO’su Sadullah GENCER
Türkiye’de rüzgâr enerjisi dâhil yenilenebilir enerji yatırımları 2005 yılında yayınlanan Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması ile artışa geçmiş, 2001 yılında kurulu rüzgâr enerjisi gücümüz 15 MW’dan 8 bin MW güce ulaşmıştır. Bu durum sevindiricidir ama neyi başarmak zorunda olduğumuzu görebilmek için Almanya örneğini doğru analiz etmek gerekir. Toplam enerji ihtiyacı bizden 10 kat daha fazla onan Almanya benzer dönemde yapmış olduğu yatırımlarla bazı günler enerji ihtiyacının tümünü bu kaynaklardan elde etmektedir. 
Türkiye’nin rüzgâr potansiyeli karasal (on shore) 37 GW, su yüzeyleri (off shore) ise 10 GW civarındadır. Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomi yönetimi ve kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi, ihtiyaç olacak enerji talebini karşılamada yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesi şarttır. 
 Çin ve Amerika rüzgâr enerjisinden elektrik üretiminde lider konumdadır. Onları sırasıyla Almanya, Hindistan ve İspanya takip etmektedir. Türkiye’de son 10 yılda kurulu gücünü 6 katına çıkartarak bugün 8 GW seviyelerine ulaşmıştır. Kurulu güç olarak Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda oldukça geride olduğumuzu görebiliriz. 
    Rüzgâr enerjisi üretilebilen santrallerin MW bazında yatırım maliyetleri yüksektir. Her ne kadar günümüzdeki serbest piyasa fiyatlarıyla yatırım yapılması mümkün gözükse de, yatırımın geri dönüşü çok uzun dönemli krediler gerektiriyor.  
    Yerli ekipman kullanımı mutlaka desteklenmeye devam edilmeli, yerli ekipman kullanan yatırımcılara ilave fiyat desteği verilmelidir. Bu destek sınırlı bir süre olmalı ve yerli ekipman üreticileri de uluslararası rekabete hazırlanmalıdır. 
Rüzgâr yatırımlarının stratejik yatırımlar ve bölgesel teşviklerden yararlanabilmesi, faiz ve vergi destekleri de potansiyel kapasitelerin yatırıma dönüşmesine büyük katkı sağlayacaktır.
Özetle Türkiye’nin hem enerji arz güvenliği, hem ekonomik bağımsızlık ve sürdürülebilirliği, işletme maliyetlerinin üretim maliyetlerini aşmaması hem de ithalat maliyetlerin azaltılması yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarına her zaman zorunlu kılar. Bu milli ve stratejiktir bir meseledir. Kişiselleştirmeden ve en kısa yoldan yeni, doğru ve en etkili yöntemler ile kaldığımız yerden yolumuza devam etmeliyiz. 
Türkiye’de 2005 yılında yayınlanan YEKDEM Mevzuatında yer alan yerli katkı ilave fiyatı ve 2017 yılında gerçekleştirilen YEKA-1 RES’in şartnamesinde yer alan yüzde 65 yerlilik şartı ile birlikte rüzgâr türbini yan sanayiindeki gelişmeler ivme kazandı. Rüzgâr türbini bileşenlerinin yerli üretim denilince ilk akla gelenler kanat, kule, dişli kutusu gibi parçalar oluyor ancak bir türbindeki parçaların geneline bakıldığında 6 binden fazla parça mevcuttur. Bunların yerlileştirilmesi ile ilgili ciddi Ar-Ge çalışmaları hali hazırda devam ediyor, Yüzde 100 yerli olmasa da yüzde 60-65 seviyelerinde yerlilik sağlanabilmektedir. 
 Meselenin özü; ‘ibiği büyük olsun da ötmezse ötmesin’ politikası değil, yüzde 25’lik üretim yerli olsun ama tüm dünyaya ihraç edilebilecek kalite ve şartlara sahip olsun. Yükte hafif pahada ağır olsun. İşte teşvik bu ürünlere verilmeli. Bugün sürdürülebilir rekabet ve ekonomi, sadece bu ülkenin değil tüm dünyanın ihtiyaçlarına üretim yapabilmekten geçiyor.  

YG TRAFO YK. Başkanı Erdal AKTUĞ
İthal kaynak oranı oldukça yüksek olan elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarından azami ölçüde yararlanılması gerekmektedir. Özellikle birincil enerji kaynaklarının (doğalgaz, petrol ithal kömür vb.)  ithali için yapılan harcamaların azaltılması zor günler yaşayan ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması, cari açığın azaltılması için çok önemlidir. En azından ithalatın minimum seviyeye indirilmesi ve iklim değişikliği üzerindeki olumlu etkisi gibi nedenlerle yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum kullanılması bu yöndeki yatırımların doğru teşvik sistemleri ile de hızlandırılması gerekmektedir.
Ülkemizin elektrik üretim altyapısında, 2020 yılı Ağustos ayı itibarıyla rüzgar enerjisi kaynaklı kurulu güç toplamı 8.012,6 MW olup 93.022,7 MW olan ülkemiz toplam kurulu güç içinde yüzde 8,6 oranında bir paya sahiptir. Rüzgarın 2019 yılında gerçekleşen toplam üretim içindeki payı ise yüzde 7,2`dir.  
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre ülkemizde teknik ve ekonomik olarak 48.000 MW kullanılabilir rüzgar kapasitesi mevcuttur. Halen işletmede olan kapasite ise kullanılabilir kapasitenin yüzde 16,7`sine karşılık gelmekte ve yaklaşık 40.000 MW`lık bir kapasitenin de halen kullanılma iradesini beklediği görülmektedir.
Rüzgar türbinlerinde kanat, gövde, kule, jeneratör ve bazı elektronik aksamlar ülkemizde yerli olarak üretilmeye başlanmış olsa dahi yeterli desteği göremediği için tam yerlileştirme sağlanamamış, hala büyük bir kısmı ithal edilmektedir.
Aynı zamanda üretilen enerjide DOLAR bazında 10 yıl alım garantili olarak üretim tesislerine ödenmektedir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Yenilenebilir enerjide özelliklede RES’lerde Yerli ve Millilikten bahsedilmesi çok doğru değildir.  
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından Temmuz 2020’de, başlangıç fiyatı 30 Kr/kWh olarak belirlenen ve YEKA GES-3 grup adı altında ilana çıkılan lisanlı üretim yatırımları göz önüne alındığında, 18 Eylül 2020 tarihli Resmi Gazete`de yayımlanan karar ile kısa bir süre içinde işletmeye girecek RES üretim tesislerinin üretimleri karşılığında lisans sahiplerine Amerikan Doları bazında ve 31.12.2030 tarihine kadar sürecek ödemeleri için adeta ayrıcalık tanınması da kabul edilebilir ve hakkaniyetli değildir.
Bu hakkaniyetin sağlanması şu anda izlenen enerji politikaları ve bireysel (!)  politik tercihlerle çok zor gözükmektedir. Bürokrasiyi arttıran Kamu idareleri arasındaki koordinasyon eksikliği de buna eklendiğinde bu durum daha içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.
Olası çevresel ve sosyal etkileri de göz önünde bulundurarak, elektrik enerjisi üretiminde YERLİ ve MİLLİ enerji söylemine de uygun yenilenebilir enerjiye dayalı üretim altyapısının güçlendirilmesi öncelikli hedef olmalıdır.


Bursa Temiz Enerji Şirket Müdürü Korcan ALTUNDİŞ
Ülkemizde, rüzgar enerjisinden elektrik üretimi santrallerinin kullanımı çok eskiye dayanmamakla birlikte geçtiğimiz 15 yıl içerisinde neredeyse sıfır noktasından bugün geldiğimiz kurulu gücümüz olan 8.500 MW’ a ulaşmıştır. Bu on beş yıllık gelişim süreci içerisinde 2016 yılına kadar sürekli artış gösteren yıllık yeni kurulan kapasite miktarı, 2016 yılından itibaren düşüşe geçmiştir. 2020 yılı sonunda YEKDEM (yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleme mekanizması) dediğimiz devlet teşvikinin yani üretilen elektriğin döviz bazında sabit fiyatlı alım garantisinin biteceğinden ötürü bu yıl içerisinde yaklaşık 2.500 MW yeni kapasite devreye alınacaktır. Dolayısıyla 2016 yılına kadar artarak gelen yatırımlar bu sene en üst noktaya ulaşacak olup önümüzdeki seneden itibaren yeni yatırımların durma noktasına geleceği öngörüsündeyim.
Ülkemizde rüzgar enerjisinin elektrik gücü olarak potansiyel karşılığı 40.000 MW’ tır. 2020 yılı sonu itibariyle kurulu gücümüzün 8.500 MW olacağını düşünürsek, potansiyelimizin yaklaşık yüzde 20 sini kullanmaktayız. Geride kalan yüzde seksenlik kısmın kullanılabilmesi için öncelikle rüzgarlı bölgelerin tespiti yapılarak Devlet Kurumlarının da işbirliği ile yatırımcının önünü kapayan engellemelerin ortadan kaldırılması ilk öncelik olmalıdır. İkinci olarak yatırımcının ürettiği elektriğe sabit fiyatlı alım garantisinin verilmesi gerekmektedir. 
Ülkemiz dünyadaki diğer ülkelere kıyasla rüzgar enerjisinden elektrik üretimine başlamakta gecikmiştir. Dolayısıyla rüzgar hızı ortalamaları ülkemizden daha düşük olan birçok ülke, kurulu güç bakımından ülkemizden öndedir. Dünya genelinde kurulu güç bakımından ilk üç sırayı alan ülkeler Çin (%35), Amerika Birleşik Devletleri (%17) ve Almanya (%10)‘dır. 
Yenilenebilir enerji yatırımlarına verilen desteklerin başında YEKDEM gelmektedir. YEKDEM nedir kısaca anlatmam gerekirse; Yenilenebilir kaynaklar kullanımıyla üretilen elektrik enerjinin devlet tarafından 10 yıl süreyle döviz bazında sabit fiyat ile alım garantisi altına alınmasıdır. Yatırımcı firmalar açısından en önemli kriterlerden bir tanesi olan üretilen mamulün satış fiyatının ne olacağı belirsizliği YEKDEM ile ortadan kalkmaktadır. Bu yatırımcıya finansal anlamda bilinmezliklerin ortadan kalkması ve kredi olanaklarının çok daha uygun koşullara gelmesi anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla yatırımların 2020 yılından sonra da devam edebilmesi için YEKDEM mekanizmasının güncellenerek devam ettirilmesi gerekmektedir.
Rüzgar türbin parçalarından kule, kanat ve jeneratör ülkemizde üretilmektedir. Bunun dışında güç elektroniği devreleri ve dişli kutusu gibi ana akşamların da ülkemizde üretilmesi kısa süre içerisinde başlayacaktır. Yerlileşmeyi artırmak için yerli üretim parçalarına verilen teşvik uygulamasının 2020’ den sonra da devam edilmesi gerekmektedir. 
Yenilenebilir enerji sektörü ülkemizde enerji üretimi için kullanılması gereken birinci öncelikli kaynak olarak değerlendirilmelidir. Ülkemiz rüzgar, güneş, akarsu-baraj ve jeotermal kaynaklar bakımından birçok dünya ülkesinden daha büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel kullanılmadığında, işlenmediğinde gerek ekonomik açıdan gerekse de çevre kirliliği açısından pozitif bir kazanca dönüşmemektedir. Yatırımcı ve devlet işbirliği ile bu potansiyeli ülkemiz ve milletimiz adına kazanca çevirmemiz gerektiği inancındayım.


Plan-Test Enerji Sistemleri Şirket Müdürü Mahmut CURA
Türkiye’deki mevcut yatırımlara bakılarak, rüzgâr kapasitesinin daha verimli kullanılabileceğini söylemek zor değildir. Çünkü rüzgâr enerjisi yatırımlarına 20 yıl önce başlanan Türkiye’de o dönemin teknolojisi, insan kaynakları, mevzuatı, elektrik altyapısı çok gerideydi Netice olarak 14 yıldır Türkiye’nin en verimli sahalarından başlanmak suretiyle şu an üretilenlere göre daha düşük verimli türbinler, yetersiz rüzgâr verilerine ve mevzuata göre hızlıca lisanslanmış sahalar üzerine, yerli oranı düşük malzemeler ve iş gücü kullanılarak kuruldu. Çok büyük döviz çıkışı oldu, işletme sözleşmeleri ile çıkış devam ediyor da. 
Türkiye’deki rüzgâr kapasitesini daha verimli kullanmak için aşağıdaki ana başlıkların değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim:
İlk kurulan santrallerin gerçekleşen meteorolojik rejim verilerine ve yeni teknolojilere göre yeniden değerlendirilmesi (Retrofitting)
Karadaki yatırımlara oranla daha verimli olan ve 20.000 MW civarında hesaplanan deniz üstü (off-shore) rüzgâr potansiyelinin kullanılmaya başlanması,
Kalifiye personel yetiştirilmesi.
Türbin ana aksamında olduğu gibi yedek parça tedariki ile montaj-işletme-bakım hizmetlerinin yerlileştirilmesi suretiyle emre amâdeliğin arttırılması.

2019 yılı verilerine göre dünyada toplam RES kurulu gücü 650.000 MW değerine ulaşmıştır. Ulaşılan en yüksek güç 237.000 MW ile Çin’de; 105.000 MW ile ABD’nde gerçekleşmiştir. Bu listede Türkiye 8.000 MW ile 12. sıradadır. 
Ülkemizde rüzgâr enerjisi yatırımları önceden planlanan hedeflere ulaşılamamıştır. 2 yıl önce revize edilerek düşürülen hedeflerin de tutturulamayacağı kanaatindeyim. 
Zira geçtiğimiz günlerde 2.000 MW olarak elektrik sistemine bağlantısı öngörülen Rüzgâr Enerjisi Santralları için önlisans başvuruları beşinci kez ve belirsiz bir tarihe ertelemiştir. Mevcut destekleme mevzuatının sadece “ döviz üzerinden alım garantisi “odaklı olmasını da doğru bulmuyorum. Finansal yapısı güçlü şirketlerin kâr odaklı yatırımlarıyla gelinen bu noktada, bir yandan da köylerde kurulacak kooperatiflerin, hatta daha da küçük üretim santrallerinin önünü açacak teşviklere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Yerlileşmeyi arttırmak için Kontrol Sistemleri, Step-Up Trafoları, sarf malzemeleri, vs. gibi detay malzemelerin de teşvik kapsamına alınabileceği kanaatindeyim. Diğer yandan türbinlerin işletme-bakım faaliyetleri için kontratlarla türbin tedarikçilerine ödenen döviz miktarının dikkate değer olduğu kanısıyla, bu hizmetlerin yerli firmalar eliyle, yerli personel tarafından gerçekleştirilmesinin önü açılmalıdır.


Barga Bayramoğlu Yenilenebilir Enerji Gen. Müd. Alikaan Çiftçi 
Yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen rüzgar enerjisi; temiz, güvenilir ve düşük işletme maliyetine sahip bir enerji çeşidi olması sebebiyle tercih edilmektedir. Türkiye’de sahip olduğu jeopolitik konumu sebebiyle rüzgar enerjisine olan yatırımlara büyük önem vermekte ve devletimiz tarafından desteklenmektedir. Ülkemizin rüzgar enerjisi kapasitesini arttırmak amacı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan YEKA- 1 ve YEKA-2 proje ihaleleri tamamlanmış olup toplamda 2.000 Megavat Kapasitedeki tesislerin kurulumu ile ilgili süreç devam etmektedir.   Son yıllarda ülkemizde bu sektöre yönelik yatırımlar oldukça artış göstermektedir. Türkiye rüzgarda dünya genelinde iyi bir örnek, iyi de bir temel oluşturmuştur. Birçok firma rüzgar türbinlerinin ve farklı bileşenlerin Türkiye’ de üretilmesi için çalışma yapmaktadır. Rüzgar yatırımları ekonomiktir. İstihdam ve vergi açısından ciddi fayda sağlamaktadır. Türkiye Rüzgar Enerjisi üretimi konusunda önemli bir potansiyeli sahiptir.
Türkiye’nin sahip olduğu toplam kurulu güç 8.288 MW, işletmedeki rüzgar enerji santrallerinin sayısı 197 adet, kurulu türbin sayısı 3.351, 2020 ilk altı aylık üretim oranı %8,52, inşa halindeki santrallerin gücü 2.451 MW’ dur. 
Rüzgardan elektrik enerjisi üretimi Dünya sıralamasında Türkiye her geçen gün yukarı yönlü bir gelişim göstermektedir. Devletimiz ve Yatırımcılarımızın ilgilisi ve desteği ile Rüzgar Enerjisi sektöründe önümüzdeki yıllarda ilk sıralarda yer alacağımıza inanıyoruz.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmek üzere Türkiye Cumhuriyeti’nde çeşitli mekanizmalar geliştirilmiştir. Bunlar üç ana başlık altında toplanabilir:
Fiyat belirleyici ve miktar yükümlülüğü getiren teşvikler, maliyet düşürücü yatırım politikaları ve kamu yatırımları ve Yenilenebilir Enerji pazarının gelişmesini sağlayacak teşvikler. Devletimizin sağladığı bu önemli teşvikler ile   ülkemizde yerli ve yabancı firmaların yenilenebilir enerjiden elektrik üretmeye yönelik taleplerini arttırmıştır. Ülkemizin Yenilenebilir Enerji kaynaklarında yararlanma kapasitesi gün geçtikçe artmaktadır. Devlet tarafından Rüzgar Türbini aksamları ile ilgili de teşviklerin devreye alınması durumunda ülkemizin İhracat ve İstihdam konusunda fayda sağlayacağı görüşündeyiz.  
Ülkemizde son yıllarda yerli ve yabancı sanayicilerin attığı adımlarla rüzgar türbini sanayisinde yerli üretim oranımız ciddi şekilde artmıştır. Sektörde uzun yıllardır faaliyet gösteren, teknoloji ve tecrübe sahibi firmalarla işbirliği yapıp bu alanda çok daha hızlı mesafe alabilir ve ülkemize yabancı yatırımcı çekebiliriz. Kuruluşumuz Barga Bayramoğlu Rüzgar Enerjisi Ürünleri A.Ş. bu vizyona ve dolayısıyla İspanya ve Türkiye endüstrisinin bileşkesine örnektir. Bunun gibi birçok örnek ülkemizde yer almaktadır. Bu ve benzeri iştiraklere, sektörde faaliyet göstermek için çaba sarf eden yerli üreticilerimize sağlanacak teşvik ve desteklerle başarı ivmemiz, yerli imalat oranımız artacak ve maliyetlerimiz düşecektir. Bu da arkasından global pazarda rekabet/maliyet avantajımızı perçinleyecektir. 

Bursa Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Makine Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ali KARA


Ekonomik verimlilik bağlamında 50 metre yükseklikte ve 7,5 m/s’lik rüzgar hızına sahip alanlarda etkin rüzgar türbinleri kurulabileceği yaklaşımıyla Türkiye Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası hazırlanmış ve yapılan çalışmalarda rüzgar enerjisi potansiyelinin 37,8 GW’ı karasal 10 GW’ı deniz üstü alanlar olmak üzere toplam rüzgar gücü potansiyelinin 47,8 GW olduğu belirlenmiştir (Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2018).
Temmuz 2019 itibariyle Türkiye’nin işletmedeki kurulu rüzgar gücü toplam 183 tesis ve 3155 kurulu türbin sayısı ile 7.615,40 MW iken, toplam 619,00 MW kapasiteye sahip 17 RES inşa halindedir(Türkiye Rüzgar Enerjisi İstatistik Raporu, Temmuz-2019,  TÜREB). Buna göre Türkiye toplam rüzgar gücü potansiyelinin %15’ini kullanmaktadır. Türkiye’nin 2023 kurulu rüzgar gücü hedefi ise 20.000 MW olarak açıklanmıştır (Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2018). Bu hedefi yakalaması halinde rüzgar gücü potansiyelinin yarısını üretime geçirmiş olacaktır. 2019 yılı ortalamasına Türkiye Rüzgar santrallerinden elde ettiği elektrik  enerjisi ile toplam elektrik enerjisi ihtiyacının %8’ini karşılamaktadır. 

Her ülkenin rüzgar potansiyeli farklı olduğu için diğer ülkelerle kıyaslamak doğru bir değerlendirme olmaz. Burada en önemli kıyaslama kendi rüzgar potansiyelimizin ne kadarını kullanmakta olduğumuzdur. Fakat yine de bir fikir vermesi bakımından 2015 yılsonu itibariyle dünya toplam elektrik üretiminin yaklaşık %7'lik kısmı rüzgâr enerjisinden sağlanmakta olduğu (World Energy Resources | 2016, 2016) düşünülürse Ülkemiz rüzgar potansiyelini kullanma konusunda Dünya ortalamasını yakalamıştır. Diğer yandan  Rüzgar santrallerinden üretilen elektrik enerjisi 2019 verilerine göre Almanya (126 TWh), İngiltere (64.1 TWh), İspanya (56.2 TWh) ve Fransa’nın (34.5 TWh) ardından Türkiye 21.7 Terrawatt-saat ile Avrupa ülkeleri arasında 5. sırada yer almaktadır, 
Türkiye değişik yatırım teşviklerinin yanısıra,  2019 yılına kadar Yenilenebilir enerji santrallerinden üretilen elektriği satın alma garantisi vermeye devam etmiştir. Bu anlamda devlet yönetiminde yenilenebilir enerji yatırımlarının önemi konusunda yeterli düzeyde bir farkındalık olduğu açıktır. 
Ülkemizde Enercon, Nordex, Siemens Gamesa gibi rüzgar türbini üreticileri mevcuttur ancak bu firmaların tasarımları yurtdışı lisanslıdır.

Bursa Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Dr. Samet ÖZTÜRK

Türkiye’de ilk rüzgar santrali 1998’de kurulmuştur. 2000 yılında 0.02 GW kadar kurulum var iken bu değer 2010 yılında 65 katına çıkıp 1.3 GW’a ulaşmış olup, son 10 yıl içerisinde de 6 kat artıp 2020 Ocak ayı itibariyle 8.06 GW kurulum miktarını görmüştür. 2004 yılında elektrik üretiminin %0.04’ü rüzgar enerjisinden karşılanırken; 2019 Aralık ayında bu oran %8.8‘i bulmuştur. Bu durum tabii ki rüzgar enerjisi alanında çok önemli ve dikkate değer bir artışın olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, Türkiye’nin rüzgar enerjisi kapasitesiyle alakalı da akademik çalışmalar yapılmıştır. Buna göre Türkiye’nin karasal rüzgar enerji potansiyeli 48 GW; denizüstü rüzgar enerji potansiyeli ise 70 GW olarak belirlenmiştir. Yani 118 GW kapasitemizin şu an için sadece 8 GW’lık kısmını kullandığımızı söyleyebiliriz. Bu değerleri düşündüğümüzde Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji kaynağının kullanılmayı beklediğini görebiliriz. Bu kapasitenin değerlendirilmesi tabii ki zaman isteyen bir durum olmakla beraber, yapılacak işlemler için mevcut teşviklere benzer olarak yatırımcıyı bu alana çekebilecek teşviklerin devam etmesi veya miktarlarının artması, denizüstü rüzgar santralleri için gerekli altyapı oluşumlarının derhal başlatılması ve kamuoyunun rüzgar enerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gibi maddeler sayılabilir. 


Türkiye 2019 yılı sonu itibariyle rüzgar enerjisi toplam kurulumunda Avrupa’da 7. dünyada ise 12. en çok kuruluma sahip ülke konumundadır. Bu durum rüzgar enerjisinden elektrik üretiminde ön sıralarda olduğumuzu gösteriyor diyebiliriz. 

Ülkemizde devlet tarafından 10 yıl süreli satın alma garantisi ve yerli imalat teşviki olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımları için iki tip teşvik sistemi bulunmaktadır. Bu teşvikler sayesinde rüzgar enerjisi yatırımlarının ne denli artış gösterdiğini izah etmiştik. Bu teşvik yasası 2020 Aralık ayında sona erecekti ancak 2021 Haziran’a kadar uzatılmış durumdadır. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kaybetmeden devam edebilmesi için bu teşviklerin devamının önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. 

Tamamen ülkemizde üretilen rüzgar türbin üreticisi bulunmakla beraber bu türbinlerin maalesef üretim kapasitesi olarak dünya piyasasının gerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, hem yerli firmalarımızın hem de yabancı firmaların rüzgar türbin aksam (kule, kanat, vb.) üretimleri ülkemizde gerçekleşmektedir.


Rüzgar enerjisi enerjide dışa bağımlılığı ciddi miktarda azaltmaktadır. Fakat tam bağımsızlık ancak türbinlerin de yerli imkanlarla üretilmesiyle sağlanabilir. Bu nedenle rüzgar enerjisinde kurulum miktarlarımızı arttırırken dünya piyasasıyla yarışır büyüklükte bir rüzgar türbin üreticisi çıkarmamız ülkemizin enerji bağımsızlığı hamlesine çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Ülke olarak bunu gerçekleştirecek tecrübeye, sermayeye ve yetişmiş insana sahip olduğumuzu düşünüyorum. 

Bursa Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi YUSUF YAŞA

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından Dünya’daki enerji potansiyelini anlatan çeşitli raporlar hazırlanmıştır. Birçok ülke kendi rüzgar enerjisi için verimli alanlarını tespit ederek rüzgar enerjisi üretimini gün geçtikçe arttırmaktadır. Ülkemizde ise bu çalışmalar Dünya ortalamasının üzerinde seyretmektedir. Tabi ki enerji üretimine uygun tüm bu alanları çok kısa süre içerisinde rüzgar enerjisi üretimine dahil etmek mümkün olmamakta. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Son yıllarda yapılan YEKA tarzı ihaleler sayesinde rüzgar enerjisinden enerji üretim oranları oldukça arttı. Örneğin bu yıl içerisinde, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payı rekor kıracak seviyeye ulaşmıştır. 
2019 yılı sonuç raporlarına göre; Dünyadaki rüzgar enerjisi kurulu gücü açısından sıralamada birinciliği Çin alırken Türkiye 10. Sırada yer almaktadır.  WindEurope 2019 raporuna göre rüzgar kurulu gücünde Türkiye Avrupa’da 7. sırada yer almaktadır. 
Özellikle enerjiye alım garantisi verilmesi yatırımcıları bu alana yöneltmiştir. 2020 yılında bu yönelimin çok daha fazla olması bekleniyordu. Ancak Pandemi sebebiyle her sektörde olduğu gibi, yenilenebilir enerji sektöründe de yatırımlarda belirli bir oranda yavaşlama olmuştur.  Şuan dünyada Rüzgar enerjisi sektöründe öncü olan global birçok firmanın Türkiye’de İzmir, Manisa, İstanbul gibi şehirlerimizde ofislerinin olduğunu bilmekteyiz. Yerli aksam üretim teşviki sayesinde global birçok firma Türkiye ve Ortadoğu pazarlarına sattığı Rüzgar Türbinlerini ülkemizde üretmektedir. Bu firmalardan bazılarının ülkemizde büyük çapta ARGE Merkezlerinin olduğunu ve ülkemiz Türk mühendislerinin bu merkezlerde çalıştığını biliyorum. Bu yatırımların sürekliliğini sağlamak ve daha fazla global-yerli yatırımcıyı ülkemize çekmek bu alanda yatırım yapmalarını sağlamak için yerli aksam üretim teşviklerinin devam etmesi gerektiğini ve tarife değerlerinin de mevcut seviyede kalması gerektiğini savunuyorum.  

Rüzgar türbinlerinin en önemli bileşenleri arasında olan kanat, kule, jeneratör aksamları gerek Türkiye’nin ortadoğuya yakın olması, gerek nakliye masrafları ve gerekse de yerli üretim teşviki sayesinde ülkemizde EGE bölgesi yoğunlukta üretilmektedir.  Yakın zamanda bu yatırımcı firmalarımızdan katma değeri yüksek rüzgar türbini elektronik aksamlarını da ülkemizde üretmelerini umuyoruz. 
Dünyada ve ülkemizde enerji kullanımı her geçen gün artmaktadır. Enerji üretiminde fosil yakıtların kullanımı Dünyamızın geleceğini tehlikeye atmaktadır. Rüzgâr gibi çevre dostu yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı dünyanın geleceği için artık çok önem arz etmektedir. 


  

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER